Neyi aramak istiyorsunuz?

×
ANASAYFA ETKİNLİK TKV. KÜLTÜR SANAT YAŞAM AYLİN GÜRSOY'LA VIP SOHBETLER AS AKADEMİ AS CLUB AS TV IN ART
KURUMSAL

YAŞAM AYNALARI KONUŞUYOR

ALİYE VANHETHOF

Çocuklar geleceğe gönderdiğimiz ve asla göremeyeceğimiz mesajlardır.
                                                                                                                   Anonymous

                                                                                      

ÇOCUK HAKLARI

Cenevre çocuk hakları bildirisine göre; Çocuklar yetişkinlerden farklı bir şekilde fiziksel, fizyolojik, davranış ve psikolojik özellikleri olan, sürekli büyüme ve gelişme gösteren,  varlıklar  olarak   haklarının korunması  tüm toplumun, bütün insanlığın sorumluğundadır. Çocukların doğduğu günden itibaren sahip oldukları, eğitim-öğretim, sağlık, barınma, fiziksel, psikolojik ya da cinsel istismara karşı korunma gibi tüm bu haklar da, insan haklarının içersinde ele alınması gereken bir konudur.

Bir ülkenin gelişmişlik düzeyi çocuk haklarına verilen önemin derecesine göre değerlendirmelidir. Bu yazımda, çocuğun korunması ile ilgili uluslar arası ve ulusal mevzuatımızda yer verilmiş olup, yasalar ile uygulamanın farkları göz önüne serilerek bir farkındalık oluşturmayı amaçlıyorum.

çocuk hakları kavramı; çocuğun zihinsel, bedensel duygusal ahlaki ekonomik bakımlardan özgürlük ve haysiyet içinde sağlıklı ve normal biçimde yetişebilmesi için ona hukuk kuralları ile tanınan yetkiler ve menfaatlerdir.


Çocuk hakları; Çocuk Haklarına Dair Birleşmiş Milletler Sözleşmesinde en geniş kapsamda ifadesini bulmuştur. Ülkemiz tarafından imzalanarak 27-01-1995 tarihinde yürürlüğe giren Sözleşme’de yer alan çocuk hakları, yaşama hakları, gelişme hakları,  

korunma hakları   ve   katılma hakları olmak üzere dört ana grupta toplanabilir.

Yaşama hakları, çocuğun yaşama ve uygun yaşam standartlarına sahip olma, tıbbi bakım, beslenme, barınma gibi temel gereksinimlerinin karşılanmasını öngören hakları içerirler.

Gelişme hakları, çocuğun yeteneklerinin en üst düzeyde gerçekleştirebilmesi için gerekli olan eğitim hakkı, oyun ve dinlenme hakkı, bilgi edinme hakkı, din, vicdan ve düşünce özgürlüğü, bilgi alma hakkı gibi haklardan oluşurlar.

Korunma hakları, çocuğun her türlü ihmal, istismar ve sömürüye karşı korunmasını sağlayan haklardır. Bunlar yargı sisteminde, silahlı çatışmada, çalışma yaşamında; fiziksel, duygusal, cinsel istismar, madde bağımlılığı ve sığınmacı (mülteci) çocuklar için özel bakıma ilişkin konularda çocukların korunmasını sağlayan haklardır.

Katılma hakları, çocuğun ailede ve toplumda etkinlik kazanmasını sağlamaya yönelik haklardır. Bu haklar, görüşlerini açıklama ve kendisini ilgilendiren konularda karara katılma, düşünce, düşüncelerini ifade etme, vicdan ve din özgürlüğü, dernek kurma ve toplanma haklarıdır.

Yine Çocuk Haklarına Dair Sözleşmeye ek Çocukların Satışı, çocuk fahişeliği ve çocuk

pornografisi    ile  ilgili  İhtiyari Protokol, çocuk istismar ve ihmalinin, özellikle cinsel istismarının önlenmesi ile ilgili önem taşıyan bir sözleşmedir. Türkiye tarafından 9.5.2002 tarihinde onaylanmıştır. Çocukların satışı, çocuk fahişeliği ve çocuk pornografisi amacı  ile  yapılan  uluslar arası çocuk ticaretinden  ve çocuk pornografi ve istismarının internet ve diğer gelişen teknolojiler üzerinde artan erişebilirliğinden endişe duyularak, çocuğun korunması, uyumu ve gelişimi için her halkın geleneklerinin ve kültürel değerlerinin önemini dikkate alınarak hazırlanmıştır.

 Bu protokol ile Çocuk Hakları Sözleşmesinin, çocukların ekonomik istismardan ve çocuk açısından tehlike arz edebilecek veya çocuğun eğitimini aksatabilecek veya çocuk sağlığına; çocuğun fiziksel, zihinsel, ruhsal, ahlaki ya da sosyal gelişimine zarar verebilecek herhangi bir işte çalışmaktan korunma hakkının bulunduğu göz önünde bulundurulmuştur.


Avrupa Konseyi B.M. Çocuk Haklarına Dair Sözleşmenin Uygulanmasına Dair

Avrupa  Sözleşmesi   25.01.1996 tarihinde Strazburg da imzalanmıştır. Çocuklara, B.M Çocuk Hakları sözleşmesi ile tanınan haklarının korunması için, Yargı mercileri önünde usule ilişkin haklar tanıyan bu sözleşme, Türkiye’de Aile Mahkemelerinin kuruluşu ile ilgili 4787 sayılı Yasanın yürürlüğe girmesi, Aile Mahkemelerinin kurulması gibi,   çocukların özellikle aile hukuku ilişkin davalarda ebeveynleri tarafından istismar

edilmelerini  engellemekte,  onlarla çatışan ve örtüşmeyen çıkarları söz konusu olduğunda küçüğe temsilci tayinine olanak vermektedir.

 

Çocuğun bedensel, düşünsel ve duygusal gelişimi sevgi dolu, sıcak bir ortamda yetişmesine bağlıdır. Böyle bir ortamı sağlayan temel topluluk ailedir.

Başka hiç bir sosyal ve hukuksal yapı ailede olduğu gibi doğrudan ve doğal temele dayanmaz. İşte bu nedenledir ki çocuğun yetiştirilmesi tarihin ilk devirlerinden bu yana ana babanın ahlâkî görevi sayılmış, çocukların yetiştirilmesi ve korunması yüzyıllar boyunca aileye ait olmuştur.  Bu hususta uluslar arası belgelerde ve Türk Hukuk sisteminde T.C. Anayasası ve diğer kanunlarda ailenin korunmasına ilişkin düzenlemeler yer almaktadır.

Anayasa’nın 41.Maddesine göre “ Aile Türk Toplumunun temelidir ve eşler arasındaki eşitliğe dayanır. Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların
korunması, aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilatı kurar”. Anayasa’nın 6l. Maddesine  göre ise “ Devlet,
Korunmaya muhtaç çocukların topluma kazandırılması için her türlü tedbiri alır. Bu amaçla gerekli teşkilat ve servisleri kurar ve kurdurur”.

 Çocuk Koruma Kanun’u,  korunma ihtiyacı olan veya suça sürüklenen çocukların korunmasına, haklarının ve esenliklerinin güvence altına alınmasına ilişkin usûl ve esasları düzenler ve korunma ihtiyacı olan çocuklar hakkında alınacak tedbirler ile suça sürüklenen çocuklar hakkında uygulanacak güvenlik tedbirlerinin usûl ve esaslarına, çocuk mahkemelerinin kuruluş, görev ve yetkilerine ilişkin hükümleri kapsar. Çocuk Koruma Kanununun uygulamasına göre; Çocuk daha erken yaşta ergin olsa bile, onsekiz yaşını doldurmamış kişiyi; ifade eder çocuğun haklarının korunması amacıyla;

    a) Çocuğun yaşama, gelişme, korunma ve katılım haklarının güvence altına alınması,

    b) Çocuğun yarar ve esenliğinin gözetilmesi,

    c) Çocuk ve ailesinin herhangi bir nedenle ayrımcılığa tâbi tutulmaması,

    d) Çocuk ve ailesi bilgilendirilmek suretiyle karar sürecine katılımlarının sağlanması,

    e) Çocuğun, ailesinin, ilgililerin, kamu kurumlarının ve sivil toplum kuruluşlarının işbirliği içinde çalışmaları,

    f) İnsan haklarına dayalı, adil, etkili ve süratli bir usûl izlenmesi,

    g) Soruşturma ve kovuşturma sürecinde çocuğun durumuna uygun özel ihtimam gösterilmesi,

    h) Kararların alınmasında ve uygulanmasında, çocuğun yaşına ve gelişimine uygun eğitimini ve öğrenimini, kişiliğini ve toplumsal sorumluluğunu geliştirmesinin desteklenmesi,

    i) Çocuklar hakkında özgürlüğü kısıtlayıcı tedbirler ile hapis cezasına en son çare olarak başvurulması,

    j) Tedbir kararı verilirken kurumda bakım ve kurumda tutmanın son çare olarak görülmesi, kararların verilmesinde ve uygulanmasında toplumsal sorumluluğun paylaşılmasının sağlanması,

    k) Çocukların bakılıp gözetildiği, tedbir kararlarının uygulandığı kurumlarda yetişkinlerden ayrı tutulmaları,

    l) Çocuklar hakkında yürütülen işlemlerde, yargılama ve kararların yerine getirilmesinde kimliğinin başkaları tarafından belirlenememesine yönelik önlemler alınması,   ilkeleri gözetilir.

 

Ceza yargılamasına ilişkin kurallara gelince;

Türk Ceza Kanununun (TCK) 6/1-c maddesi uyarınca 18 yaşını doldurmamış kişi çocuktur.  Çocuk Koruma Kanununun (ÇKK) 3/1-a maddesi uyarınca daha erken yaşta ergin olsa bile, 18 yaşını doldurmamış kişi çocuktur. Bu iki hüküm birlikte değerlendirildiğinde; 18 yaşını doldurmamış her insan çocuk sayılmıştır.

 Kişi 18 yaşından önce ergin (reşit) olsa da çocuk sayılmaya devam edecektir

Çocuk Koruma Kanunu ile getirilen ilkeye göre çocuğun bir suçu işlediği değil, bir suça sürüklendiği   kabul  edilmektedir.  Bu ilke,  çocuğu suç işleyen bir suçlu olarak görmeyip

onun, suça sürüklendiğini kabul etmek suretiyle,  çocuğu da suçun mağduru konumunda kabul etmektedir. Bu nedenle amaç çocuğu cezalandırmak değil korumaktır. Elbette ki bu durum suça sürüklenmiş çocuğun eyleminin karşılıksız kalacağı demek  değildir .

Uygulanacak yaptırımın çocuğun durumuna ve fiiline uygun ve orantılı olması gerekir.

Çocuk adalet sisteminde verilecek tepkinin öncelikli amacı, suçun işlenmesinin

önlenmesi   veya  mağdurun haklarının korunması değil, çocuğun içinde bulunduğu ortamdan çıkarılıp korunması, suç işlemeyi bir yaşam biçimi haline getirmesinin önlenmesi yani çocuğun iyileştirilmesidir.

Çocuk adalet sistemi cezalandırıcı değil onarıcı adalet ilkelerine göre hareket

Etmeye  çalışır. Çocuk mahkemeleri yaptıkları çalışmalar sonucunda topluma

tekrar kazandırdıkları çocukların kendilerine iyi bir gelecek kurmalarını ve tekrar suç

işlemelerinin  önlenmesini, bu çocukların suçu bir yaşam biçimi haline getirmelerinin

önlenmesini  hedefler.

 

Çocuk işçiliği konusunda ise;

 Çocukların çalışması dünya çapında bir olgu olup; tarihin ilk çağlarından beri dünya ülkelerinin neredeyse tamamında görülür. Çalışan çocukların haklarına ilişkin sözleşmelerin başında 20 Kasım 1959 tarihli BİRLEŞMİŞ MİLLETLER ÇOCUK HAKLARI BİLDİRGESİ gelmektedir. Bildirgeye göre “.Çocuk her türlü ihmale ve sömürüye karşı korunmalıdır. Çocuk hiçbir biçimde ticaretin konusu olmamalı, asgari bir yaştan önce istihdam edilmemeli, sağlığına, eğitimine, bedensel, zihinsel, ahlaki gelişimine engel olabilecek bir meslek yada işte çalıştırılmamalıdır”.

 20 Kasım 1989’da Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda Çocuk Hakları Sözleşmesi kabul edilmiştir. Çocuk hakları sözleşmesinin 32.maddesine göre de” çocuk sağlığı, eğitimi ve gelişmesi açısından tehlike teşkil eden işlere karşı korunma hakkına sahiptir. Devlet işe kabul için asgari bir yaş sınırı tespit etmek ve çalışma koşullarını düzenlemek zorundadır”. Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 1. maddesine göre 18 yaşına kadar olan herkes çocuk sayılır.

ILO(Uluslararası Çalışma Örgütü) 15 yaşın altında aile bütçesine katkıda bulunmak veya yaşamını kazanmak amacıyla çalışanları “çalışan çocuk” ya da “çocuk işçi”, 15-24 yaş arası çalışanları da “genç işçi” olarak adlandırır. ILO’nun yaptığı ayrım 4857 sayılı İş Kanunu’nda da kabul edilerek 15 yaşına kadar olanlar çocuk işçi, 15-18 yaş arasındakiler genç işçi olarak tanımlanmaktadır.

ILO’nun hazırladığı 138 SAYILI SÖZLEŞME ile asgari çalışma yaşı 15 olarak tespit edilmiştir. 138 sayılı sözleşme kural olarak bütün sektörleri ve ister ücretli ister bağımsız çalışsın bütün çalışan çocukları kapsamaktadır.  Sözleşmeye göre genel asgari çalışma yaşı ,  okulu bitirme yaşının , hiçbir biçimde de 15 yaşın altında olamaz.Bununla birlikte ulusal mevzuat 13-15 yaşındakilerin hafif işlerde çalıştırılmasını uygun görebilir.Doğası ve yapıldığı koşullar bakımından genç kişilerin sağlığını ,güvenliğini ve ahlakını tehlikeye düşürebilecek her türlü istihdam çalışmaya kabul yaşı 18’in altında olamaz.(m2-3)

İLO’nun son yıllarda oluşturduğu diğer önemli bir sözleşme ”EN KÖTÜ BİÇİMDEKİ ÇOCUK İŞÇİLİĞİNİN ÖNLENMESİ VE ORTADAN KALDIRILMASINA İLİŞKİN 182 SAYILI SÖZLEŞME”dir.

ILO tarafından 1999 yılında benimsenen 182 sayılı “Çocuk İşçiliğinin En Kötü Biçimlerinin Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Acil Önlemler Sözleşmesi” ile sözleşmede tanımlanan kötü işlerde çocukların hiçbir şekilde çalıştırılamayacakları hususu kabul edilmiştir. Bu kötü işlere her türlü kölelik, çocuk kaçakçılığı, çocuk askerlerin kullanılması, çocukların ticari cinsel istismarı, fuhuş ve küresel anlamda tüm tehlikeli çocuk işçiliği biçimleri dahildir. 182 sayılı sözleşme sadece işçi çocukları değil, hukuki anlamda işçi olmayan çalışan çocukları, yasadışı faaliyette bulunan çocukları da kapsamaktadır. Bu sözleşme; çocukların alım satımı ve ticareti, borç karşılığı veya bağımlı olarak çalıştırılması, çocukların silahlı çatışmalarda kullanılmak amacıyla zorla veya zorunlu olarak askere alınmaları da dahil bütün zararlı çalıştırılmaları ve kölelik benzeri uygulamaların tüm biçimlerini; Çocuğun fahişelikte, pornografik yayınların üretiminde veya pornografik gösterilerde kullanılmasını; Çocuğun özellikle ilgili uluslar arası anlaşmalarda belirtilen uyuşturucu maddelerin üretimi ve ticareti gibi yasal olmayan faaliyetlerde kullanılmasını yasaklamaktadır.

Doğası veya yapıldığı koşullar itibariyle çocukların sağlık, güvenlik veya ahlaki gelişmeleri açısından zararlı olan işlerde çalıştırılmasını en kötü biçimde çocuk işçiliği olarak kabul etmektedir. Ülkemizde çocuk işçiliğinin en kötü biçimleri; sokakta çalışma,

küçük ve orta ölçekli işletmelerde ağır ve tehlikeli işlerde çalışma, aile işleri dışında, ücret karşılığı gezici ve geçici tarım işlerinde çalışma olarak ortaya çıkmaktadır

 

Çocuk teslimi konusunda ise;

  İcra İflas kanun’unun  25 /bmaddesine göre “    Çocukların teslimine ve çocukla kişisel ilişki kurulmasına dair ilamların icrası, icra müdürü ile birlikte Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu tarafından görevlendirilen sosyal çalışmacı, pedagog, psikolog veya çocuk gelişimcisi gibi bir uzmanın, bunların bulunmadığı yerlerde bir eğitimcinin hazır bulunması suretiyle yerine getirilir.”

Avrupa konseyi bakanlar komitesi r(98) sayılı tavsiye kararında  (6.madde)  Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesini ve özellikle bu sözleşmenin, çocukları etkileyen uyuşmazlıkların çözümünde arabuluculuk ve diğer usullerle ilgili olan 13’uncu maddesine işaret edilmiştir. (Uyuşmazlıkların Çözümlenmesinde Arabuluculuk veya diğer süreçlere başvurulmalıdır.)

Görüldüğü üzere Çocuk haklarını korumak yönünden yasalarda bir eksiklik bulunmamaktadır. Hepimizin istediği tüm çocuk haklarının sadece yasalarda ve kağıt üzerinde değil kullanılabilir ve talep edilebilir olmasıdır. Biz büyükler yaptığımız her türlü eylem ve işlemde konunun çocuklar yönünden bir değerlendirmesini yapalım ve son kararı buna göre verelim.

Konusu çocuk olan, mağduru çocuk olan tüm suçlarda çok hassas davranılması bu suçlarda toplumsal duyarlılığın artırılması gerekmektedir. Mağduru çocuk olan “velayet hakkının kötüye kullanılması, çocuğun bedenen ve ruhen sağlığının tehlikeye atılması” eyleminin suç olduğu bilincinin yerleştirilmesi, aileye iş bulmaya kadar her türlü sosyal yardıma rağmen “ben çocuğumun sırtından para kazanırım diyen aileler hakkında suç duyurusunda bulunulması düşünülmelidir.Çocukların sokakta bırakılmaları.çalıştırılmaları çocuğun gerek mağdur gerekse sanık olarak suça karışmasında en büyük etken olarak görülmekte olup bu çerçevede sorumlu olan aileler hakkında yapılan suç duyurularına mahkemeler ve Yargıtay cezalandırma kararları vermektedir (her çocuk için ayrı ceza ).Elbette ki suçun nedenlerini ortadan kaldırmadan suç ve suçluluğun önüne geçilemeyeceği bir gerçekse de öncelikle burada cezanın eğitici etkisinden faydalanmak toplumsal duyarlılığı geliştirmek adına çok önemlidir.Toplum artık bir çocuğu sokakta mendil satarken yada dilendirilirken gördüğü zaman orada konusu ÇOCUK olan bir suçun işlendiğini bilmeli.yanından hiçbir şey olmamış gibi geçip gitmemelidir.Bu alanda toplumsal duyarlılık yaratılması en büyük amacımız olmalıdır.

Kanımca ülkemizde pek çok sıkıntı demokrasi geleneğinin tam yerleşmemiş olmasından kaynaklanmaktadır katılım hakkını daha  çocukken  öğrenmiş  bir  toplumda  gerçek demokrasi insan haklarına dayalı bir düzen oluşturulabilir. Asıl olan hakların ve özgürlüklerin kullanılabilir olması ve bunları toplum yararına kullanabilecek haklarının  ve  ödevlerinin  bilincinde  olan  kuşakların  yetiştirilmesidir.  Bu bağlamda çocukların Dernek kurabilmelerine olanak tanıyan yasanın uygulamasının geliştirilmesi ve bu yasanın uygulanmasında öncülük edilmesi çok önemlidir.

Çocuğun teslimine ilişkin mahkeme kararlarının uygulanması sırasında gayrı insani ve çocuk tesliminde olmaması gereken polis ve icra memuru vasıtası ile teslimi hususunun değiştirilmiş olması çok önemli olup, sosyal hizmet uzmanlarının psikolog ve pedagogların bu konuda çocuk psikolojisi ve sosyal hizmet ilkeleri doğrultusunda hizmet   verebilmelerine   olanak  sağlayan  yasanın  uygulamasının, yasanın çıkarılış amacına uygun yapılması çok önemli aksi halde polis, icra memuru yanında bir de uzmanın bulunması yasanın uygulandığı anlamına gelmemektedir. Her zaman yasaların değiştirilmesi gerekmez. Uygulamanın yasanın ruhuna uygun şekilde şekillenmesi için daha alt metinler ile çocuk tesliminde hala yaşanan gayrı insani, asla çocuk için uygun olmayan durumların önüne geçilebilir.  Ailelere,   boşanma   sırasında  çocukların menfaatini öncelikle düşünmeleri gerektiğini ve tarafların çocukları intikam aracı olarak kullanmaması gerektiği hususları üzerinde özellikle durmalarını rica ediyorum. Bizler çocuklarımızın sahibi değiliz onlar bize toplumun emanetidir. Taraflar çocukları ve diğer ebeveyn ile ilişkisinde araya polis, icra memuru gibi unsurları koymasınlar. Bu alanda aile arabuluculuğunun uygulamaya geçmesi hususunu çok önemsiyorum.

Uluslar arası çocuk hakları sözleşmelerinin ulusal yasalarımıza geçmesinde çok emek harcamış biri olarak bu yasaların uygulanmaması, eksik uygulanması beni son derece üzmektedir. Burada çocuk haklarına ilişkin yasaların çıkmasında birlikte görev yaptığım Prof.Dr.Ali Naim İnan hocamı rahmetle anmak istiyorum.ruhu şad olsun.

 

Özgüveni tam, kendi ayakları üzerinde durabilen ülkesinin ve dünyanın gelişmesi ve barışını sağlayacak kendi haklarını koruyan başkalarının haklarına saygılı çok güçlü nesiller yetiştireceği  inancıyla. Hoşçakalın diyorum

SOSYAL MEDYA