Neyi aramak istiyorsunuz?

×
ANASAYFA ETKİNLİK TKV. KÜLTÜR SANAT YAŞAM AYLİN GÜRSOY'LA VIP SOHBETLER AS AKADEMİ AS CLUB AS TV IN ART
KURUMSAL

KÜLTÜR SANAT AYNALARI KONUŞUYOR

PROF. DR. ÖZDEMİR NUTKU


BU YANLIŞ DÜZELTİLMELİDİR!


Günümüzün tiyatro eğitmenlerini ve sanatçıların, üniversite seviyesinde yetiştiren, bu ülkenin ilk eğitim kurumu, Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü’dür. 1958 yılında, araştırmalar yapmak ve oyun yazarı yetiştirmek için, önce bir Tiyatro Enstitüsü olarak kurulmuş, sonradan görülen rağbet ve ilgi üzerine, 1962 yılında, Tiyatro Bölümü hayata geçirilmiştir.


Tiyatro eğitiminin üniversite seviyesinde olması gerektiğini ilk belirten, II. Meşrutiyet’te, Temâşâ dergisindeki bir yazısında Reşat Nuri Güntekin olmuştur. Genç Muhsin Ertuğrul, o tarihten itibaren onayladığı bu fikrin bayraktarı olmuş ve 1954’te, Delhi’de düzenlenen Uluslararası Tiyatro Kongresi’nde, tiyatro eğitiminin artık üniversite seviyesinde ele alınması gerektiğini söyleyen ve bunun nedenleri üzerinde duran bildirisi oradaki akademisyenlerin alkışlarıyla son bulmuştur. Haldun Taner İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ne bir tiyatro ana sanat dalı kurulması için istekte bulunmuş, ama bu önerisi, ne yazık ki, geri çevrilmiştir.


1958 yılında, DTCF Profesörler Kurulu’nun önerisi ve Üniversite Senatosu’nun oybirliği ile Tiyatro Enstitüsü kurulmuş ve Enstitü müdürlüğüne Prof. Bedreddin Tuncel, yardımcılığına da Prof. İrfan Şahinbaş seçilmişlerdir. Bu iki değerli öğretim üyesi bir an önce Enstitüyü açmak için geceli gündüzlü çalışmışlar ve aynı yılın Ekim ayında Enstitü’ye öğrenci kabulüne başlamışlardır. İlk asistan, sonradan tiyatronun duayenlerinden biri olan Sevda Şener’dir; ertesi yıl, 1956 yılında, Alman hükûmetinin bursuyla rejisörlük eğitim için gittiğim Almanya’dan 1959’da dönünce ikinci asistan da ben olmuştum.


İlk yıl, ABD’nden, ünlü oyun yazarı Eugene O’Neill’n de eğitmeni olan, Prof. Kenneth Macgoven, ikinci yıl da yine oyun yazarlığı profesörü olan Grant Redford yazarlık semineri için davet edilmişlerdi. Türkiye’nin kalburüstü, şairleri, yazarları, gazetecileri Enstitü’ye bu Amerikalı profesörlerin seminerlerine katılmış ve bu seminerlerde oyun yazmanın tekniğini öğrenmişlerdir. Bir fikir vermek için belirteyim: biz asistanlardan hem yaşça büyük hem de ünlenmiş birçok şair, yazar ve gazeteci arasında, Haldun Taner, Melih Cevdet Anday, Oktay Rıfat Horozcu, Dr. Orhan Asena,  Çetin Altan, Aziz Nesin, Cahit Atay, Turgut Özakman, Aydın Arıt, Yıldırım Keskin, Dr. Hidayet Sayın ve şu an aklıma gelmeyen ünlü kişiler, ayrıca yüksek rütbeli, tiyatro meraklısı, emekli subaylar öğrencilerimizdi. Biz Amerikalı profesörlerin söylediklerini ex tempore (hemen) Türkçeye çeviriyorduk; ayrıca da tiyatro dersleri veriyorduk. Bu bizim için oldukça zordu. Bu kadar tanınmış yazarlar ve şairler önünde ders vermek öyle kolay bir şey değildi. Herhalde, içlerinden ‘şu tıfıllar bak’ diye geçiriyorlardı.



1964 yılında, Tiyatro Bölümü kurulunca, biz de öğretim üyesi olmaya bir basamak daha yaklaşmıştık. Bölümün başına, aynı zaman, Milli Eğitim Bakanlığı, Hasan Ali Yücel yayınları arasında oyun çevirileri de olan Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü Başkanı Prof. Dr. Melâhat Özgü geçti. 4 Ocak 2001 günü, 95 yaşında, aramızdan ayrılan Prof. Dr. Melâhat Özgü'yü ilk kez 1964 yılında Tiyatro Kürsüsü'nün başına geçtiğinde daha yakından tanıma olanağına kavuştum. Cumhuriyet'in ilk idealist kuşağının temsilcisiydi ve Mustafa Kemal Atatürk devrimlerini adım adım yaşamış, coşkulu, duygulu ve inandıklarından bir adım geri atmayan bir bilim kadınıydı. Bu minyon profesörün Berlin Üniversitesi'nde, o dönemin en büyük germanistlerinden biri olan Prof. Dr. Julius Peterson'un yanında doktora yaptığını ve 1934'te yurda dönüp 1935'te kurulan Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nin ilköğretim elemanlarından biri olduğunu öğrenmiştim.



Tiyatro Bölümü daha çok kuramsal bir eğitimle derslere başladı. Özellikle, Sevda ile ben rütbelerimiz arttıkça birçok değerli elemanı da eğitim vermeleri için davet ederek, kadroyu güçlendirdik. Yetmişli yıllara geldiğimizde, kadroda ben, Melâhat Özgü, Sevda Şener, Sevinç Sokullu, Nurhan Karadağ, İrfan Şahinbaş, Emre Kongar, Gültekin Oransay, Alim Şerif Onaran, Metin And, Mahmut Tali Öngören, Cüneyt Gökçer, Tekin Akmansoy, vb. bulunuyordu. Daha sonra bu kadro daha da zenginleşmişti.


Bu bölümün hazırladığı uygulamalar uluslararası tiyatro şenliklerinde ödüller kazandı. Nancy’de iki, Erlangen’de ‘Reji Birinciliği Ödülü” aldı. İskoçya’daki York kentinin 1000. yıldönümüne çağrıldı. Bu bölüm, dünyada da, öğretim elemanları ve öğrencileriyle tanınan bir eğitim kurumudur. Asıl önemli olan, bugünün tiyatro çevresinin yetişmesinde büyük katkısı olan bu kurumun öneminin yetkililerce bilinmemesidir.



Şimdi sorularım var: altı değerli öğretim elemanını yok edercesine bölümden uzaklaştıran sebep nedir?  Buna kim karar vermiştir? Bunu yapan, uzaklaştırılan öğretim elemanları kadar eğitimli midir? Bu korkunç kıyımı kim hazırlamıştır? Mustafa Kemal’in kurduğu bir fakültenin bu kadar rencide edilmesi doğru mudur?


Sıhhıye’deki Dil ve Tarih–Coğrafya Fakültesi, adını, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün bizzat verdiği ve onun yüksek uygarlık idealini gerçekleştirme isteği üzerine, “14 Haziran 1935’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edilen 2795 sayılı kanunun 22 Haziran 1935 tarih ve 3035 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmesiyle kuruluşu tamamlanmıştı”. Ayrıca, Fakülte’nin web sitesinde, “Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Cumhuriyet Türkiye’sinin benimsediği misyon ve vizyonun önemli bir parçasıdır”, diye yazar.



Eğitim dünyası için bu, kahredici, utandırıcı ve küçültücü bir hareket olmuştur. Bu işlemden sorumlu olanlar bilerek ya da bilmeyerek bir yanlışlık yapmışlardır. Vatanını seven her vicdan sahibi bu yanlış kararın düzeltilmesi için çaba göstermelidirler; çünkü tiyatro eğitiminin bu zengin kaynağı ülkemiz eğitimi için bir gereksinim olduğu bilinmelidir.

SOSYAL MEDYA