Neyi aramak istiyorsunuz?

×
ANASAYFA ETKİNLİK TKV. KÜLTÜR SANAT YAŞAM AYLİN GÜRSOY'LA VIP SOHBETLER AS AKADEMİ AS CLUB AS TV IN ART
KURUMSAL

KÜLTÜR SANAT AYNALARI KONUŞUYOR

İBRAHİM YAZICI


BENİM KHK SÜRECİM...


Açıkçası bu yazıya hakkımdaki KHK kararını gecenin bir yarısı arkadaşlarımdan telefonla öğrendiğim andan başlarsam hislerimi ve düşüncelerimi okuyucularımıza en açık şekilde ifade etmiş olurum.


Mizacım dolayısıyla ve belki de mesleki bir içgüdüyle bu haberi büyük bir sükunet ile karşıladım. Mesleki içgüdüyü açıklayayım: Koca orkestrayı yönetirken o eşsiz uyum bazen ortaya çıkan anlık hatalarla bozulabiliyor. Ama şef olarak görevlerimden biri seyirci daha bunu sezmeden problemi çözüp yola o yüce uyum içinde devam etmek.


Adı üzerinde Olağanüstü Hal yaşanıyor memlekette, ama aldığım haberi olağanüstüden ziyade sürreal olarak tanımlamam daha doğru olur. İlk önce haberi o an benimle beraber alan arkadaşlarımı sakinleştirmem gerekti. En ufak bir umutsuzluk ya da iç sıkıntısı duymadığımı da söylemeliyim. Öyle ya, benim gibi tüm hayatını insanların ruhunu güzelleştirmeye, onları yaşamın çirkinliklerinden bir an için bile olsa uzaklaştırıp ruhlarının derinliklerinde dolaştırmayı kendine misyon edinmiş bir kişinin adı ancak talihsiz bir dizgi hatası yüzünden din bezirganlığı yapan bir örgütün ya da yüz binlerce insanın kanı eline bulaşmış bir terör örgütünün adı ile yan yana düşmüş olabilirdi. İş, bu durumdan en az zararla nasıl çıkılmasıydı.


Hukukçu bir aileden gelmemden ve bu tür konulara ilgi duymamdan dolayı haklarımı az çok biliyordum. Ama malum OHAL nedeniyle normal zamandaki haklarımız yürürlükte değil. Olsun varsın, her şerde bir hayır arayan ben önce sakin olmalıyım dedim ve aynı Hermann Hesse'nin Siddharta'sında dediği gibi ulu amacıma yani özgürlüğüme kavuşmak için o üç şeyi yapmalıyım: Beklemeli, meditasyon yapmalı ve oruç tutmalıyım. Yazarın ve benim oruçtan kastımız bir şeyden bir süre mahrum kalabilmek. Ben burada sahneyi, pasaportum elimden alındığı için yurt dışına çıkışımı, sosyal sağlık güvencemi kastediyorum. Olsun, yine de hayali bir örgüte üye olduğu öne sürülerek hapiste yıllarca suçsuz yere yatmış kişilerin çektiklerinin yanında bunlar nedir ki? Unutmayın ki siz kabul etmediğiniz ve içselleştirmediğiniz takdirde kimse size acı çektiremez.


Bu süreçte yerli ve yabancı birçok basın kuruluşu belki de dünyada benzeri olmayan yani KHK ile görevine son verilen ve devletin bekasına kast ettiği öne sürülen bir orkestra şefi olduğum için konu ile ilgili fikirlerimi sordular. Ben de hep şunu söyledim: Şu an tüm dünya anlaşılmaz bir kaosun içinde, sadece Türkiye'de değil tüm dünyada terör almış başını gidiyor. Adeta konser esnasında o ulu ahengini üst üste gelen hatalar neticesinde seyircinin gözleri önünde kaybetmiş bir orkestradaki gibi herkes bi avaza bağırıyor. Aslında kimi müzisyen o anda doğru şeyi çalıyor olsa da orkestranın büyük kısmı o kadar yanlış bir noktada ki, doğru çalanlar da yanlışmış gibi duyulabiliyor. Bu noktada orkestrada ahengi yakalama görevi nasıl orkestra şefininse burada da tamamen tarafsız ve adil bir pozisyonu temsil eden sayın Cumhurbaşkanı’mızındır. Kolay değil, çok yakın bir tarihte 21. yüzyılda medeni bir ülkeye yakışmayacak bir darbe girişimini atlatmış bir memleketin cumhurbaşkanı olarak önce kendi içinde sükuneti bulup sonra bunu tüm topluma yayması gerekmekte.


Pek çoğunuz karikatürize edilmiş orkestra şefi tiplemeleri görmüşsünüzdür. Sağa sola saçını başını yolarcasına, sessiz bağırışlarla konut veren bu tip şefler normal hayatta da yok mu? Bunlar oluşan kaosu çözmek şöyle dursun ortalığı iyice karıştırıp sonunda nafile bir çaba ile konseri allak bullak şekilde bitirirler. Tercihen bir daha da davet edilmezler. İşte bu çalkantılı ortamda 15 yıllık kesintisiz iktidar tecrübesi olan sayın Cumhurbaşkanı’mızın da deneyimli ve işinin inceliklerini çok iyi bilen bir orkestra şefi gibi önce kendi sükunetini sağlayacağı ve bu sükunetin toplumun tüm katmanlarına yayılıp hep birlikte toplumsal ahengi yakalamamıza fırsat vereceğine inanıyorum. Yapılmış hataları başka hatalarla örtmeye çalıştığımız sürece sadece günü kurtarırız. Oysa ki bizim kurtaracak günümüz kalmadı. İçinde bulunduğumuz kaotik Ortadoğu coğrafyasında var olabilmemiz için bir an için de olsa olaylara dışarıdan bakabilmeliyiz. Kördüğüme dönüşmüş bu meselenin başka bir çözümü olabileceğine inanmıyorum.


Öte yandan adına yaşam dediğimiz oyun neredeyse tüm dünyada liberal ekonominin kurallarına göre oynanıyor.


Hiç kuşkusuz ki devletimizi içinden kemirircesine saran terör örgütünden kurtarmak adına yapılan temizlik hareketi ilk bakışta doğru bir içgüdü diyebiliriz. Ama nasıl ki bir çiftçi tarlasını saran asalakları temizlemek için paniğe kapılarak bilinçsizce ilaçlama yapıp bunun neticesi olarak mahsulünün büyük bir kısmını kaybediyorsa bugün benim gibi KHK'larla işten çıkarılan binlerce kişi de bu ülkenin ekonomisinden koparılıp atılmış katma değerlerdir.


Düşünün bir kere, benim aldığım eğitime sahip ve dolu dolu yirmi yıllık iş tecrübesine sahip bir orkestra şefinin daha yetişip bu noktaya gelebilmesi için ne kadar yatırım yapılmalıdır. Belki orkestra şefi bazları için çok da elzem değildir ama adaşım değerli Anayasa Profesörü Sayın İbrahim Kaboğlu gibi dünyanın dört bir yanında derse davet edilen bir hocanın en verimli çağında üniversite ile ilişiğinin kesilmesi ülke için ne büyük bir ekonomik kayıptır. Bu büyük kayıpları bilim veya sanat için söylemeye gerek bile duymuyorum.


Yapılan bu büyük hatadan en kısa sürede dönüleceğine inancım sonsuz. Diliyorum ki tüm toplum olarak müthiş bir ahenk içinde adeta masallarda anlatılan gibi içinde gözü yaşlı kimsenin olmadığı bir ülkede yaşayalım. Kuşkusuz bizler bireyler olarak bu ahengin tadını sürerken, bu müthiş ortamı sağlayan yöneticileri de tarihte hep saygıyla ve özlemle anılacaktır.

SOSYAL MEDYA